Skip to content Skip to footer

 

İnsanlar, arılar ile hep derin ilişkiler içinde olmuşlar; nezdimizdeki değerleri, etkileşimi, balın ve beslenmenin çok ötesindedir. Ve kat edilecek yollar vardır.

 

Araştırmalara göre arılar; insanlaşmamıza, gelişmemize, bilgiye, ekosisteme, kültürel hafızaya katkı yaparak temel ve hayati bir hizmet sunmuştur. Arıların incelenmesi, tartışılması, değerinin anlaşılmaya başlanması ancak on yedinci yüzyılda olmuştur. Bu tartışmalar sırasında arıların polinasyon ve çiçekleri dölleme işlevini yazan yazarlar, topa tutulmuş, “müstehcen” bulunarak kitaplarından çıkartmak zorunda kalmıştır. O zamanlar, çiçeklerin güzelliğinin tanrılar için olduğu inancı ile bilim insanları dışlanıyordu.

 

İnsanlaşmamız sırasında ateş ile pişirme bilinmezken, çiğ et ve leşleri çiğneyecek çene yapısı yeterli olmadığından dişiler (kadınlar) tarafından toplanan otlar ve meyveler beslenmede ön plandaydı.Arıların yaşam alanları yaşlı ağaç kovukları, kaya araları olduğundan arıların gidiş geliş yönüne göre takip ve bal kuşlarının yardımı ile arı yaşam alanlarını keşfetmişler bal peteklerini toplayarak et yerine geçen; balı, poleni ve larvaları ile birlikte yemişler, yerlere düşen artıkları bal kuşları ve diğer canlılar ile fazlalarını aile üyelerine taşıyarak paylaşımı öğrenmişlerdir.

Toplama ve avlanma dönemleri beslenmede ateş kullanılmadan önce ve sonrası dönemler için yapılan çalışmalara göre, insanlaşmamız sırasında arıların da rolü olduğunu birçok bilim insanı ortaya koymuştur.Beslenme antropoloğu Alyssa Crittenden, toplanan bal peteklerinin aynı anda; bal, arı larvaları, polen ve balmumu barındırdığından etten daha fazlasını karşılayan besin olduğunu ve kolay sindirildiğini belirtmiştir. Bal toplayıcılığında arıların yerini bulmak zor ve aletler kullanmak gerektiğinden çözüm üretmek zorunluluğu vardı, bu durum insan gelişimine hizmet ediyordu.

 

Günümüzde bal peteklerinden balın ayrılıp larvaları yenmediğinden bize ters gelebilir. Ama bir yokluk, kıtlık vs. bir senaryoda arıların kurtarıcı rolü yine vardır. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil temalı Tasarım Bienali’ndeki Lepsis Evde Çekirge Yetiştirme Sanatı projesi de beslenmenin farklı koşullar ve anlamlar altında nasıl yeniden tanımlanabileceğini ortaya koymaktadır.Crittenden, bal petekleri ile beslenmenin beyin dokusu üretimini destekleyici kritik rolü olduğunu göstermiştir. Yani bu beslenme evrimsel olarak geliştiren, toplumsal olarak değerli bir kaynaktı. Bu kaynak bilgi ve alet kullanmayı, sosyal bağlar ve kolektif hafızayı güçlendirmeye, kültürel evrimin oluşmasına da katkı yapmıştır.

 

Bir mühendislik harikası olarak arılarda; mor ötesi görüş, kanat yapısı, uçuş tekniği, dansları, çiçeklerden bombalara ve kansere kadar ayırt edici anten yapısı, navigasyon özellikleri, iletişim, işbirliği faaliyetleri, iş disiplini, balmumu salgılama sistemi ve tasarıma esin olacak bal peteği şeklini örme ve arısütü mucizesi vardır.

Öte yandan yine çok değerli olan balmumu aydınlatma, zanaat işlerinde, iplerin sertleştirilmesinde, av ve savaş takımlarında, atların koşum takımlarında, mumyalamada, sanatsal yapılar, kalıp ve silah dökümü, yalıtım ve kozmetik ürünlerde kullanılan stratejik bir hammadde idi. “Şem” Farsça balmumu ve şamdan balmumunu tutan kap demektir. Şemhane balmumu evi anlamındadır. Arılar anaerkildirler, hep dişiler yönetir ve koloni olarak yaşarlar. Kolonide üç çeşit arı vardır; mevsimine göre ortalama 20.000 ila 50.000 kadar işçi arı, çiftleşme mevsiminde 1.000 ila 2.000 kadar erkek arı, bir tane de kraliçe ana arı bulunur. Hem işçi arılar hem de kraliçe arı dişi olup; ilk yumurta itibarı ile ikizi gibi aynı gen yapısına sahiptirler. Farklığın tek sebebi beslenme düzeni ve arısütü ile beslenmesidir.

Kraliçe arı, ilk oluştuğu yumurta zamanından itibaren mucize arısütü ile özel beslendiklerinden yumurtalıkları gelişir ve döllenme özelliği kazanır. Açık havada gökyüzünde çiftleşme sonrası dönemlerde, altıgen petek gözlerinin içine günlük kendi ağırlığının üç katı ve 2.000 ila 3.000 kadar yumurta yapar. Kraliçe arı 4-5 yıl yaşayarak kovanın hayatiyetini devam ettiren ana unsurdur. İşçi arılar ve erkek arılar döneme göre 2-4 ay arası yaşarlar. Erkek arılar yaz dönemi işlevi bitince, dişiler tarafından koloni ve kovandan çok acımasızca dışarı atılıp ölüme terkedilirler.

 

Yeryüzünde yüzlerce arı türü vardır. Bu arıların kimisi etçil beslenip bireysel yaşadıklarından balarıları gibi sosyal varlıklar olamamış, fayda açısından insanlar ile direkt iletişim halini almamışlardır. Tüm dünyada bal verimi yüksek olan on kadar balarısı türü vardır. Arı türlerinin %20-25’inin gen merkezi Anadolu coğrafyası etki alanında şekillenmiştir. Bunun nedeni Anadolu coğrafyasının kıtaların oluşumunda geçiş alanı olması, buzul çağlarının dünyayı etkileyerek Anadolu ve yakın coğrafyayı bir sığınak görevi yapmasındandır.

Anadolu coğrafyası; Afrika, Asya ve Avrupa’nın coğrafi ve iklimsel özelliklerinin geçiş noktasında, dağların yüksekliği, denize dik veya paralel oluşu ve buzul dönemlerinde sığınak görevi yapmasından bu bölgede ve diğer tüm bölgelerde bitki ve çiçek çeşitleri ile arılar birlikte evrimleşerek gelişmişlerdir. Tüm bu gelişim özellikleri ile Türkiye; Avrupa’nın tamamı kadar bitki ve endemik bitki çeşitliliğine sahip olup bu üstünlük ve verimli arı ırkları ile bal çeşitliliği ve kalitesi en üst seviyededir.

 

Arı kolonisinin bal yapışını, verimliliğini, hastalıklara dayanıklılığını, adaptasyonunu, ırkını belirleyici tek faktör ana arının geldiği soy bağı ve çiftleştiği erkek arılardır. Onun içindir ki Anadolu çok kıymetlidir. Yerli ırkların üretimi ve arıcılık politikaları yanlış yönetildiğinden Almanya’da üretilen tek bir ana arı 7.000 ila 8.000 TL’den ülkemize kaçak olarak geri gelip alıcı bulabilmektir. Seralarda hormon kullanımı yerine döllemeyi en iyi yapan bombus arıları da 1980’li yıllarda Muğla ve Antalya’dan kaçırılarak Hollanda’lı firmalar tarafından üretilip bize ve tüm dünyaya satılmaya devam etmektedir.

 

Yukarıda arılar ve arıcılık ile başladığımız, evrimsel ve tarihsel süreçleri ile desteklediğimiz konular; geleceğe ışık tutması, tüm senaryolara hazır olunması gerektiği içindir. Bal ve arılar konusunda Çin ile yarıştığımızdan; doğru politikalar ve etki ettiğimiz ülkeler işbirlikleri, bilgi ve teknoloji transferleri ile lider olma kapasitemiz vardır.Bulunduğumuz coğrafyanın arıcılık ve bal konusunda iyi olduğu kadar; diğer birçok tarımsal ve hayvansal alanda tarihi derinlikleri ile çok önemli olduğunu bilerek doğru işler, politika aşamaları ve görev bilincimiz olarak desteklenmelidir. Arıların, coğrafyanın, doğanın masumiyeti ve fonksiyonları ile öze sadık bir şekilde, doğal akışta rahat bırakmak esastır. İnsanlar, arıcılar, devlet, arıları ve doğal altyapıyı; uygulamalarla, arıcılık politikaları ve tarım politikaları vasıtası ile yanlış kullanmaktadır. Yozlaşan sistem tüketiciyi yanıltmaktadır.

 

Arıları koruduğunu, çok üretim yaptığını ve sevdiğini söyleyenler; onları üretim makinesi gibi hoyratça kullanarak ipekböceği gibi besleyip, genetik değişim ile uçamaz hale getirmezse, hastalıkları yaymazsa, tüm tarımsal zehirleri ARGE mühendisi gibi deneyip kullanmazsa; “Arılar ölmesin” diye arılara acımaya gerek yoktur. Onlar zaten hep bildikleri doğru yoldan şaşmadan gidiyorlardı. Arılara hep borçlanıyoruz ve yanlış giden ne varsa yine suçlusu; insanlığın etik-ahlak eksikliği, aşırı hırsları, aşırı hızlarındandır. Nasıl ki evimizi ve çevremizi bir bebeğin yetişmesi ve geleceği için yeniden düzenleyip özen gösteriyorsak; dünyanın barometresi, nabız ölçeri, katalizörü arıları da o hassasiyet ile doğru yönetme zorunluluğu ve sorumluluğu hepimize düşmektedir.

 

Hamdi Yılmaz, Bal ve Arıcılık Uzmanı

Leave a comment